24 Ekim 2013 Perşembe

Zaman zaman her şeyi unutabiliyor olmayı dilerdim. Ya da yaşanan her şeyi bir başkasının sorumluluğuna yükleyip, bir başkasını suçlayıp toplumun bana biçmiş olduğu o naçizane kılıkta gayet "mutlu" gezinmeyi isterdim. Oysa ben ölmek istiyorum inanılmaz bir biçimde. Çünkü ben daha on üç yaşındayken bile mutluluktan intihar etmek istiyorum diye karalamışım not defterime, ah ne talihsizlik...
Beceremedim işte...Ne zaman ki kesin bir kararlılıkla bu mücadeleye girsem beni mutlu etmeye çalışan insanlar girdi hayatıma bir önceki mutsuzluklarımı unutturup, kabuğumu kırıp hayatımın bir yerinden müdahil olma isteğiyle geldiler.. Sonra da geldikleri gibi gittiler ve aynı manzarayı daha acı biçimde bırakıp öyle gittiler...Eğer tanrı varsa o en çok kendime yüklendiğimi bilir, kendimi suçladığımı...Evet hanımlar beyler bu mevzu öyle küçük değil işte..Ben  sizlerin toplumsal sorumluluk adı altında bencilliğinize kılıf uydurduğunuz her eylemi büyük bir olgunlukla karşılıyorum sadece bütün konuşmalarınızda kendinize bile inanmayıp bir peygamber edasıyla insanları sömürmeniz asla anlayışla karşılanmayacaktır. Pek çok insanın ergenlik sendromu gibi gördüğü mutsuzluk hallerim bu dünyaya olan uyumsuzluğumdu belki. Dışarıdan algılanan "yalnız ve mutsuz kız"  belki de güzel bir araştırmanın tatlı bir parçasıdır. Bana yapıştırılan bu etiketin yaratıcısı olan "kalabalık ve mutlu insanlar" soru sormayan, ya da yanlış soruları soran, mutluluğu olduğu gibi kabullenmek olarak algılayan insanlardı. Ve ben buna cahil esareti diyorum.Hayır hayır çok yanlış anladınız burada bir küçümseme yok ya da kendini bir halt sanma da yok. Bir Alman atasözü der ki "iyileşmenin en güzel yolu kendini bilmektir" ve ben maalesef kendini çok iyi bilenlerdenim. Bütün insanlar gibi kusurlarla doluyum ama söylediklerim karşısında beni yargılamayacak olan herkese anlattım hep kendimi. Doğruları kaldırabilecek cesaretiniz oldu mu hiç benim oldu, işte mutluluk gerçeği görmezden gelip kendini kandırmaya devam etmek değildir, bu gerçeğin üzerinden yeni bir bakış açısı şekillendirmektedir. Evet şimdi ben yalnızım, bir anne babanın kızıyım onlar uzaktayken onlara bir şey olacak diye ödüm kopuyor, birilerinin kardeşiyim, birlerini dostu, kimilerinin üzüntüsüyüm, kimileri sırf gülmek için arıyor beni, kimileri ağlıyor, kimilerinin düşmanıyım belki. Bütün bunlar bana olduğu gibi size de oluyor değil mi milyonlarca yıllık evrende ne bok oldu da biz kendimizi bir şey sanmaya başladık. Amaçlar, hırslar, anlam aramalar ne ki bunlar?

Neyse...
Siz bir caninin gözünü gördünüz mü hiç ve insanlar o caninin gözünü hatırlatmak için uğraştılar mı mesela?
Bunlar asla bireysel sorun olmamalı mesela bunun altında maalesef toplumun o naif duyarsızlığı yatıyor. Ben o toplumsal duyarsızlığı hatırlatacağım sizlere..

25 Haziran 2011 Cumartesi

düşerken....



kapalı bir kutudan beterdim şimdi
şimdi dünyanın öbür ucuydum

bir cam kesiğiydi ellerim bin can kesiği
yedi kat göğe püskürdüğüm acıydım ben

bir akşam vakti çalındı kulağıma günah sözlerim
dünya gülmüştü ve bir elma gibi ortadan bölünmüştü dünya

elini tutarken belim büküldü dilim koptu yerinden
neye isyandık
kime küfretmiştik bilmeden
acı kokuyordu hayal ettiğimiz ülkeler
savaş doluyordu kelimeler
oysa ben her gece maviye adıyordum adını
düşler biriktiriyordum yüzünü bile görmeden
adım adım heceliyordum yazdıklarını
konuşamadıklarımı
ve biz nerelere gittik bir bilsen
evet senle ben
yan yana yürüdük ele ele dövüştük belki aynı kavgada

kaç kere geliyordun aklıma  adını sayıklarken buluyordum kendimi
sus diyordum duymayayım bir daha
mevsim değişti sonra
sıkı sıkı sarılmak gerekiyordu el ele tutuşmak
daha çok düşülürdü yollarda ve sen yarı yolda bırakıp mı gitmiştin beni hala anlamadım
sadece düştüm ..

ve üşüdüm
yalın ayak bir  heyecandan kalın çoraplı bir tevekküle adım attım yalnız
bir ağrının orta deminde
 Myk

28 Nisan 2011 Perşembe

yeniden doğmalara


İçimde bir sürü insan öldü
Ne kadar eksiltmişsem kendimi

Bir  o kadar yaralardan çıkıp inciniyorsun yarım dilimde
Sonrasında biad ettiğim masumiyetin
Yalancı harflerden düne erecek zaferin
Sonsuzca insen gözümün ince ferine
Yitip gitmiş nedenim akşama
Burası kir burası yanık işte yine
Hangi günahın sevdasında kaybolsun bilmediğin bir dilin sevda irkilmişliği
Dokunulmuş bir akşamdan geceme insin bu cinayet ve kırmızı bir lisanda olacak
Kaçtığım şehrin nefes izleri
Ve bir inzivada bulacaksın kendini kadın
Nefsimiz duracak kapı aralığından süzen gizin izinde
Sonrasına düşeceksin yeni yetmeliğimin
Kaybolmalara yakın bu arafım

Ne koysam adında bir yanın eksik kalacak
Ve düş’ün kirli evini ne çok sevdin
Cesaretin çaresizliğine bulanmış kan yaşlarında
Beyaz bir elbiseye teğelli güzelliğin
Gel desem karanfil kokusunda yitireceksin bir akşamı
Bize yalan olsun bu akşam
Bize yalan koksun
Nihaisizce didinsin
Kelimenin abidesi
Sus
Sus
Diyecek yeniden yaratmalara kederli ölümünde
Dünsel bir sancının esiri olmuş kaç ölü geçti bu şehirden
Bu şehir kaç düşü öldürdü geçerken tenimden
Yalan olsun
Yalan olsun
Bak bize ne kadar adi duruyoruz bu güzel hikayenin en saf deminde
Ve deniz koksa belki iç kıyılarım yıkanacak ve yıkılıp kalacaksın en saf halinle
Git demeye mühürlü dilimin son boğumunda kalan iklimin ve ilkimin sonsuz acısına
Bulansa kurduğun düş
İnsafa gelmeyecek bilirim ölen insanlar
Benim hiçimde ölen milyonlarca insan var ,
Bir yaratıp bin öldüren ben zehrinde güzel bir alfabeyle tesellime sığınsan
Kimsesizce çekilip ölüme adarım adımı

Bitkin bir köşe başının çocuğuyum ben
Bitkin bir köşe başının çocukluğu
Zamanı alıp cebinde oyuncak diye saklayan ve masumiyetin ölüm anları dikilmiş bir
Fahişe sesinde gizlidir kimi yokluğum
Susacaksın sus akacaksın dilimden
Nefesin değdiğinde bu yabancı zerreye hangi acılardan geçsem dediğim bir düşün ardında koşacak
Elimde bir akşamına

Sonsuzluğa erdiğin bir noktadan sonrası olsun sözümüz
Hangi ikrardan geçecekse nefsin altın vuruşunda yalan adına bürünmüş
Safir bir geceyle bir anılacak adın
Yalanında bulacaksan bu düş akşamını kimseler veremez fidyesini
Ağlamayacak kadar nefrete erecek sesin bize küsmüş yarım ilhamın
Sonrasında elimde olacak bırakıp gittiğin bir kokuya biad etmiş sevdalar
Küle bulanmıştır yeni yetmeliğim

Ve ben hangi ağaç altında yitirdim kraliçeliğimi
Bir el ayasının masumluğunda dilenecek gökten kaç elma
Ve hangi günahı ısıracağız yanmaya meyilli
Baştan sona erdiğim gizin son harfinde bir hiçliksin oysa

Yitikliğimde bıraktığın elde benim gücüm
Öldüğümde yeniden doğacak bu kadın
Ve bu kadın
Yine yaktığında heceleri
Güneşin tam ortası sana yapılmış bir ev olacak gizliden 

Myk.

6 Şubat 2011 Pazar

dalın ucundayım..


Dalın ucundayım ben kimsenin tahayyülüne sığmayacak bir uçta
Ve kelimeleriniz vuracak beni
Sürüklendiğim bir ulu tarla oysa
Yalana bulanmış binlerce yüz benim öfkem
Ve dost edindiğim kirliliğiniz
Deniz olmuş
Çöl olmuş ömrüm
Geçip gidilir üstünden sade
Ve böylece vurulur akşamın düşü
Ve vurulur kara bir geceye düşüşüm
Meskenimiz yalnızlık olsun elim
Kafiyesinde incindiğim düş tanrıçam
Kabul edemediğim bir uzaksın
Kabul edemediğim bir tuzak
Neyselendiğim, hiçlendiğim bir hikayede
Acı gülüşlerin çalındı kulağıma
Affet
Gitmeye doğru yolculuğum
Bu hayat başka bir yerde atıyor çünkü
Bu kalp çok ötelerde
Sınırları çizilmiş bir dünyada sınırsızım ben
Ve giydiğin giysilerde çıplak bir tenim
Bulamazsın bu hüznün özgür ruhunu
Kaçıp giden ve kalan ortası arafım
Ve yalın ayaklığımda kaldı yalanım
Kötü hikayelerim acıtır içini
Ve bazen çirkinleşirim
Öyleyse git derim
Ve sevdikçe seni yaralar dilim
Öyleyse git derim
Myk

2 Ocak 2011 Pazar

ve sana..

suskunluğumla bir
aldandın belki mavi göğe
oysa ağladım gizliden ..
her üç kelimeden biri sana çıktı
sana çıktı cumartesiler
çocukluk sana çıktı

duş göz yaşı
bütün sular birbirine karıştı yine
ömrüm birbirine
bir nefes arası bulmuştum, bir köşe başı
alıp ayak altı edildi düşsel yolculuğum
kırıldım harflerin bu yan yana gelişi ne acımasız
ve ne cesurdular
Çırılçıplak bırakıp gecenin ortasında
Her yalanı
Her gerçeği bir tokat gibi vurmak için yanağıma

Bir tren sesinde unutup çocukluğumu
Bir tren sesinde anımsamak adını
Kalakalmak
Yol ortası bir yağmurda


ve kimse yalnızlığına bunca küsmedi
maviden sonrası
yitik bir akşamın ince bir sessizliği vardı
beni aklımda sesinin inceliği

son dans
son sabah
ve veda…




Myk

30 Kasım 2010 Salı

keşke

Dalıp gittiğini görebilsem
Başının öne eğildiği yutkunmakta zorlandığın zamanları
Kelimelerini seçerken boğazında kıvrılan e’leri duyabilsem
Zamanın bir yerinde diz dize oturmuşluğumuz olsa
Ve araya giren kıvrımlı bir yolda dümdüz görülseydi sevişimiz
Elinin saçına gidişini
Gizli bir özlemle 
seyredişini görebilsem 
Hıçkırığını tutarken kelimeler susmanı 
ve hangi kötülük varsa ağzında
Saatlerce kusmanı duyabilsem
Hayatın bir yerinde birbirimize
 bakakalmışlığımız olsa ..


Myk

14 Ekim 2010 Perşembe

gün karanfile çıkmakta

Dans et beynimde
Ruhunun ifşa ettiği ölüm anlarında dans et
Gecesi ve gündüzünde 
Aklına itaatkar olduğum kadın!!
Cehennemle bir konmuş adın

Burası kaybedilmişliklerin inkar edildiği yalan tarlası

Kime gitsem yarımlaştım
Ve neye sussam ağlatıldım

Konuşunca öldüren lisanlar tanıdım
Ve konuşamayacak kadar ölü insanlar
İzahı olmayan gelişler gidişler…

Tanıklığım doğumu oldu esaretimin
Kalana yazılmış günahlardan ördüm kafesi

Yaslıca beklediğim özgür günümü
Çalmışlar bir akşamın ertesinde
Gün karanfile çıkmakta

Yangının orta yeri
ve solgun bir ayın gölgesi vurup omzuna
saçların dökülecek yanan anlıma
kimse konuşmayacak
yanlışlığımın ertesi
kimse susmayacak

yüzüne bakmadan geçip gideceğim bir dünün
ve bir şarkı yalanlayacak dünümü

her  notasında ismini zikredecek hücrem
şehirler yanacak yine içinden geçmeden
ve bir şehir isyan edecek adını bilemeden

sen dans edeceksin
dünüm karanfile çıkacak çok geçmeden…


Myk