30 Kasım 2010 Salı

keşke

Dalıp gittiğini görebilsem
Başının öne eğildiği yutkunmakta zorlandığın zamanları
Kelimelerini seçerken boğazında kıvrılan e’leri duyabilsem
Zamanın bir yerinde diz dize oturmuşluğumuz olsa
Ve araya giren kıvrımlı bir yolda dümdüz görülseydi sevişimiz
Elinin saçına gidişini
Gizli bir özlemle 
seyredişini görebilsem 
Hıçkırığını tutarken kelimeler susmanı 
ve hangi kötülük varsa ağzında
Saatlerce kusmanı duyabilsem
Hayatın bir yerinde birbirimize
 bakakalmışlığımız olsa ..


Myk

14 Ekim 2010 Perşembe

gün karanfile çıkmakta

Dans et beynimde
Ruhunun ifşa ettiği ölüm anlarında dans et
Gecesi ve gündüzünde 
Aklına itaatkar olduğum kadın!!
Cehennemle bir konmuş adın

Burası kaybedilmişliklerin inkar edildiği yalan tarlası

Kime gitsem yarımlaştım
Ve neye sussam ağlatıldım

Konuşunca öldüren lisanlar tanıdım
Ve konuşamayacak kadar ölü insanlar
İzahı olmayan gelişler gidişler…

Tanıklığım doğumu oldu esaretimin
Kalana yazılmış günahlardan ördüm kafesi

Yaslıca beklediğim özgür günümü
Çalmışlar bir akşamın ertesinde
Gün karanfile çıkmakta

Yangının orta yeri
ve solgun bir ayın gölgesi vurup omzuna
saçların dökülecek yanan anlıma
kimse konuşmayacak
yanlışlığımın ertesi
kimse susmayacak

yüzüne bakmadan geçip gideceğim bir dünün
ve bir şarkı yalanlayacak dünümü

her  notasında ismini zikredecek hücrem
şehirler yanacak yine içinden geçmeden
ve bir şehir isyan edecek adını bilemeden

sen dans edeceksin
dünüm karanfile çıkacak çok geçmeden…


Myk

25 Eylül 2010 Cumartesi

çok sesli nöbetlerim


Ömrüm
Bir boşluğun ertesindeyim
Zor bela kalkmış ruhumda firari bir gerçeğin kölesi oldum
Zaman dediğim yaslı bir anne benim
Kapı kapatıp içindeki yarı ölü bir hücrede kaç kere ıskalanmış
Hedefler bakiri yetsin dedim


Bitirip bu kirli riyayı
Melek akşamlarının düş odunlarında yakalım
Yalanlar dağ hissidir art arda dinmiş deliliğin geri yemini
Uzanırsın saçımda başlayıp ayak ucuma
Kadri bilinmemiş ve itelenmiş bu birlik düzeninde
Sesinin yanı başımda okşadığı nazlı bir evim


Ya da kapatsın bu seyri bitirip atalım
Nefsin ölü oklarını
Bir bir kömür ellerinden
Benden gitti her ah
Vicdanım boyun eğer yıkılıp kaldığı bir köşe başında
Kucağında taşıdığın bu denizin köpüklerinde olsun izim
Ben hiçlenirim




Oysa kirlettiğin dem benim gözümden akan yaşa gebe
Kibritle oynayan çocuk ikazıdır neslin özgür günahına
Eteğinden tuttun bu yalnız sefaletin
Dost edindim cüzamlı bir kalemi




Elden ele geçen kırgınlık hisleri dönüp de bakacaklar
Elbet zaferin en güzel tadına
Biriktir bu susları sana gelmiş olan hediyedir
Sessizliğinin umarsız hitabesi
Ve yalanlarsın kapılıp gittiğin fırtınanın şiddetini


Boğazında düğümlenip kalacak oysa tenim
Yapışıp kaldığımız bu duvar dibinde ne bir ev ruhu sezdim
Ne de yakıştı bize
Gitmeye yeltensem üzerime yıkılır sesin


Kaçıp bozsak bu oyunu ebelensek ,sobelensek, kirlensek
Kim neyler bizi
Kaskatı kesilmiş insanlığımız serseri hüzünler diyarı
Akşamın sarı yelinde belimi doğrultup gülemedim


Yüzüm ben kayıbım
Sancıyan bir annenin son duasıyım
Doğsam herkes ölecek
Kibirli bir akşamda günah sesiyim


Savrulan bin ihtişamlar ihanetin gizi seviye itaat etmiş
Bir yalan izi kabuğunda kendimi buldum
Bir ağaç ben yaklaştıkça kuruyup yanacak birden
Bilmesem hüznün acı koynundaki o derin sesi
Kimsesiz bırakacağım bağrında yanan ateşi


Her ukdenin bir hissi var bende
Ölmeye yeltenmiş bir ergenin sessi z intiharı var
Her akşamın bitimi dediler adıma
Avcunda derin bir ayak izinin ateşini tutan her sevdalı gibi bitirdim ben oyunumu


Suçsuz kaldığın duvar dibinde
Gizli bir fenakarlıkla bak zaferime
Ben ölü bir hücrenin esaretiyim


Cebine doldurduğum küçük heyecanlarım
Belki bir yağmura esin olmuştur.


Myk

2 Eylül 2010 Perşembe

histerik seçimlemeler

Duyuyor musun !!!

Ayağımla arşınladığın en iç denizimde
Bastığın notaları
Evet şimdi oldu
Bu içimin en biz sesi...
Acısından kulak zarım yırtılır bir sabahın
Hiçbirşey olmamış da
Yatıp ölmüşsün acısı

Camdan bakıp güneşi yıldızı değil de duyuyorsam o acıyı
Hani senin bırakıp gittiğin
Coğrafyası belli olmayan …

Ben ölmüş müyüm
Yeşille mavinin algısı döndüyse kızıla
Bağışla beni

Belli ki saç telimi taktın kemanına
Yoksa bunca kan boşuna

Sonra açıyorum defterimi bul diyorum
Tüm cümlelerdeki
Bizli özneleri

Susup bakıyorsun
Ne bir kelimeyle ihanet edilesi bir cümlelik sevi ibaresi

ne de seni koyduğum nefesin içli bir hisi

Uzaktan bir kadının acı çığlığını duyup yastığıma koyuyorum sonra başımı
hiç gitmediğim bir yere gidiyor koynum
bir acıya hevesli
Kaç sancılı doğum daha atlatacak
Bu yetim duygu

Şimdi içimde kaç köşebaşı terk ettim
Kaç binadan atladım
Ve kaç masum haline öfkemi sıktım
Bütün hücrelerinle duyumsanır mı bir acı

Yapıştırdıkça nafile eksiltiyorum
Her saat başı bir can damarı kesip
Yine oturuyoruz
Ben ve muallak hüznüm
Hiçli saadetimin şefkat evine

Kazdığın göz altı çukurlarımın mor hikayelerine
olmuşsun altın kahraman

Kimsenin bilmediği yasak çizgiyi mi geçtin
Ve binlerce atlıya dur deyip babilin gizli bahçelerinden
Hangi hazineyi çalmaya yeltendin

Öyle bir savaş açtı ki içim
Ölmeye daha meyilliyim

Yüzük boğumsa parmağımda
Çıkarsam daha çok hatırlanır elin

Bu dünyaya yakışmayan tenim
Dokundukça rüyamın en saf bakışlarına yayılan yara
Seni hangi güzel bizimin içine koysam
Huysuz hıçkırığın yankılanacak sanki sevimde
Giy siyahımı
Kısacık adınla yazdığım sonsuz mecazı
Al ve git
Terk et bizi




Myk

23 Haziran 2010 Çarşamba

kronik sabahın aciz gebeliği

Yere serili ahidler bu son vahiy akşamı
Tut sabır kovasının bir ucu
Bizi çıkarsın bu bahçe bu göğe
Sen ve ben siz
İlkimi
Daha çok
Daha göğe
Nedir elindeki diyeceğim
Bir sabahın ağrısı
Dilin dolanıp geri kaçacak yerine
Hüzün büyütüyorum ben her kelimene
Sonra oturuyoruz  dünyanın öte yarısında
Kırmızı bir elbiseyi yırtıp atmışsın üstümden
Yakışmadı diye
Kan olmuş her yanım
Elimi tutup koparmışsın yerinden
Ağlamaklığıma kızgın
“Yakmak istedim yaktım “diyorsun
Yedi kat göğe çıkarıyor kelimelerin beni
Oysa ne emanet duruyor ağzında hisleşik kelimeler
İtiyorum sahiden içini en acı akşamın doğuran sabahına
Git ve bul ölümü
Şimdi dünya sencil bir iç geçirmeden uzak
 hoş geldim çoğul duyarlılıklarıma
benim çocuklarım var
kadınlarım yalnız başı yurtsuz
lacandon ormanları sakinlerim
ve de hamurunda bin insanı taşıyan ekmeğim
gitmeye ölenlerim
yürürken yüreği ayak yapanlarım
sen sus şimdi iki noktalı bir hüznün küçük çocuğu
sebebi ben sonucu ben li bu hikayede
dur ve sevdir kendini
bir bina yüksekliği gibi ölçtün acını
sonra ayıkladım heceni
bir ölme sevi bu
sonraya edilmiş bir ihanet
hiç kimseyle bir tutma hikayelerimi
sonsuz tarlalarda
çakıl ve kum yazdım ben 
okuyamazsın..
bil işte
öyle ezberle bu oyunu....


Myk

10 Haziran 2010 Perşembe

Sevgili dün’lük
Dün gece acımı tuttum elinden
           “Küçük kız ve şeytan akşamını unut” dedim  “sana yeni oyunlar bulacağım
                Daha çok yakışacak acıma

Sayılı küller kaldı
Bir insanın avucunun  içini unutmaya
Susluca otur köşende!!

Bak çıkardım ayakkabılarımı
Camına  taşına aldırmadan o yolun,

Yalın ayaklığımı kutlayalım
Ben ve biz..


Myk

28 Mayıs 2010 Cuma

sonetik alfabe

Süsle şimdi güzel acımı
Annenin bayramlarda süslediği şen kız gibi

          Kırmızı ruganların kadar yakıştı kan yaşım alnıma
       Yoksa sen
Yastık altı acımı
Anı mı yaptın kendine sonra çıkarıp bakılası

Dilini düğüm yapıp astığın gece
Geçme ihtimalsiz yollarında pencere aralığı kaldığım geceler arası

Sonlu nefretim  oysa
Sessiz bir orkestranın sonatında

Yalnızlığımın ayağına basıp kaçacaktı sevdam
Ayalarının ağaç kabuklarına sarılıp

Uykulu göz tasviriydi basitçe
Şiirin haylaz atına binişini izler
Sade heveslenirdim

Bin bir gürültüyle yitirdiğin saflığını özler
Yanağıma küçük bir çukur emanet ederdim

Çocuk olurdun
Şekerini alıp oyuna dalacak bir çocuk

Sonra çıkarıp cebinden bir ip verdin elime
“Hadi gel oynayalım”
İnzivanı as boynundan

İnanılmaya geldim düşle bir yarattığın  kimsesizliğini yarım adımını
Gel
Beraber atalım

Yani ben yalın ayak sevgilere uçup
Yosunlu bir akşama inanç ettiğim
         Kara gözlü bir ada ve bir gölge omzunda
Saçlarını tanır  ellerim

Şimdi koynumda bir ağrı
           Dünyanın öte yarısı sen olsan da
Gidip dönmemişliğin ,gelip gelmemişliğin değil
Acımın orta yeri

Bir otobüs camına sıkışıp kalmışlığımın annesi
Biriktirmişim  meğer sustuğum harfleri
Çok zaman  oldu gitmediğim bir yer şimdi ordayım

Sen düş' ün di’li seçmiş zamanına  dokunmuş parmak
Deniz ol gemi ol ya da bir çınar
Maviye yakın hatırlayayım


Myk


19 Mayıs 2010 Çarşamba

Nerdesin

Sarı akşamların kül sabaha döndüğü bereket tarlalarının hayalindeydi sesin
Şimdi nerdesin  

Sana kendi harflerimden bir ev kurmuştum ben
Çatısı gök akan
                  Buz yenisiydi denize doğru olan türkümüz
Yeni yetme sevdalar anlamazlardı 

Ve derdin bir evdi anca
Ben senin olduğun her yere ev derdim ama
Notalardan ördüğümüz duvarları nasıl yıktınsa
....


Myk

17 Mayıs 2010 Pazartesi

nerdesin

    Hiçbir sevgini alınmadım üstüme

                     Senli   başklaşmalarımdan doğan bir çocuk oldu 
kırmızı yanaklı yalnızlığım
senin yalnızlıklarında bir nokta bakışı ..

  bir iz bin boşluk
aç bak kadehte izi ,
öptüğün hücre arası uzaklıklardan kanayan şarabına..


küfrettim
gelişine gidişine ..
bir rüyaya anlatılmış ve üstüne susulmuş,
Pesimist algımın güzel çocuğu;
Kendim başıma kendim gibi sevdim seni...

Son ve ilk tanrıçalığını yapıp öyle bırakınca ahdini
Fışkırdı sen yaramdan

                Su gibi bir sabahın sessiz şırıltısı aktı yanaklarımdan
       Sonra aklıma düşüyorsun
Ordan düşüp ölüyorsun
Tutuyor kelimelerim kanatlarından
Çok sevdiğin tarlalara uçuyor azizliğimiz
Dur dokunma tarlalara !





Kutsiyetini yitirdi iç sesim.
Kanatların kırdı
Kanatlarımı
Susmaya uçtum…





Myk

4 Mayıs 2010 Salı

kıvrık tarla...

Düş sanrısı
Gel bu gece kutsandı kara talihim
                Kör bir kraliçeydi önce...

Vurdu beni kıvrık bir çiçek
             Saçında tarihim gizliydi meğer

          Sarı sardunya dedim,
                Sonra dişim kırıldı acıdan.

Dağıttım içimdeki şenlik ülkesini..... 

Neden uykudan uyanmaya cesaret edemedim

Sevdi beni,
Gözümü açamadan
Savaşla bir..
Elinde bin bir acıyla.

               Dünya yuvarlanıyordu rüyamda
        Kıvrık bir çiçek vardı aklımda
Sevdim onu...

Kabuk bağlamış susuzluğumu anlattı bana ad koymadan
Koştuk tarlalarda,
Uçurtma gibi   

Sabah mavisi dedim ona
Hiç düşünmedim neyle beslerim,
Sadece bak dedi gözümden içime....

Sustuk..

Onların sundukların istemem dedi
Sen içinden geleni ver içime...

      Hatta ver elini koy alnıma başka büyümem ben
Ruhunda olsun filizim öyle çocuk kalsın istedin
           Dünyasızdık
Kabul ikliminin sayısız saatleri kadar

Elimden tuttu kraliçem

          Çıkarmak için seni içimden acı püskürdüm üstüne
Gitmesin istedim içimden seni,
Kızdı dünyasızlığıma..

Ve kıvrık bir çiçeğe
         Neyle yakarsın ki dedi gerçeği
Sana verecek bir öz sevim var benim

Sus gecesinden sonra yazdım ben bu masalı:
               Ölü kadınların aşklarına ithaf ettim tenleri sorulmuş ruhlarından önce
Bırakma elimi
Bak işte senin ve benim son zamanım bu
   Sadece sevdim

Gözyaşı tuzunun dudağını ıslatması kadar gerçekçe
İç içe geçti yalnızlığım sen
Sen!
ordaydın işte
koştuğumuz tarlada
kraliçemin avuçlarında belki…


Myk

18 Nisan 2010 Pazar

Amber İklimi...



Tutuşur ,

Zamana inat bir maviyle
Saatleri alır elimden binlerce sefayı dilime dolarcasına
Dünyasız bir hüznün  kokusu
Parmak ucu kokar oysa …

Sokaklarda gezinirdi aşk  hani hürdü
            Tene konmayacak kadar kutsal

Kadınlar yapraklarını döker amber ikliminde kızıl saçlarını bir bir
Beline dolanırım yalanca uzaktan

Desem ki
İçimde garip bir koku var
Sen bırakıp gittin bir sabah
Bana içimde olanı vermeye gelmiştin meğer

Tutuşur
Sessiz bir hüznün derin evinde

Tutuşur
Konuşmadan
Bakamadan

Oysa kokusu burnumda bu acının
Bilmez ki kimse
Suskun evlerin ellerin
Köşe başlarının çatıların
            ve de kedilerin patilerine kadar
    İşte suskunca izlenir bu trajedi

Çünkü öğretilmiştir bu sokaklar aşka
İnanca 

İçim amber iklimi
Beline dolanıp kalmışım suskunluğun

Sarı bir binadan atacak
Ben kendini
                   Suskunluk saçılacak her yere….

Myk

16 Nisan 2010 Cuma

mülteci bir ezgidir 
            
                         koynumda gezen 


hani aittik biz bana


sevincin yaslı bir ormandan kaçar 
             dahası elinde kırık bir ayna 
ah kim kabul eder bu kimsesizliği
          yaniden doğmalara bir inkar edişçe


safi ,yalnız bir iklim çocuğu 
       kaç gel !!
bana kazanacağım özgürlükler var 
içmedim ki bir yudum  sunduklarından 
         seni sevesim geldi oysa
elinde bir gümüş tepsiyle iterken seni
                uçuşunu sevdim 
bir uçurumdan 
düşüşünü,çarpışını 


uçurumlardan uçarken anlanırdı hayat 
          yoksa sarı kafeslerde doğmamış çok ruh var 


dedim ya 
            kaç gel 
bize bir ağaç altı bulsun ben 
       göğü reddetmiş bir ağaç altı 
   
salıncak kurmadan ve uyumadan 
              sabahı ağaçca yaşasak 


dedim ya 
kaç 
gel 
düş sırtları sıcak bir el bekler şimdi


mavisinden        
                      siyahına 
bize hiç söylenmemiş bir sır verecek ben...




Myk

14 Nisan 2010 Çarşamba

hep aynıydı tanrılarımız,küçük oyunlarımız


korkularımız küçüktü, düşlerimiz büyük

hayat basitti bir şeker kadar belki..

                 hepimiz çocuktuk

sonra gökyüzü büyüdü

                     büyüdü ellerimiz...



rengi değişti gökyüzünün

                             mavi ve pembe ile örtülmeyecek kadar büyümüştük,



artık ya kızdık ya erkek

bir ara hepimiz erkek olmak istedik belki ..



sonra yeni adlar buldular bize 
                                              çocuk kimliğimizin üstüne 




aynı yolda yürüyemeyecek kadar mı büyümüştük ki
                                                       aynı bahçelerde oynamıştık


yüreğimizi kocaman dağıttığımız o bahçelerden 


toplayamadık aynı sokaklara ...





hayallerimiz küçüldü biz büyüdükçe

şekerlerimiz büyüdü...

                        hayat bir oyundu oysa

aynı saflıkla yaşanacak...



Myk
                           bilmezler ki ben ölmüşüm...

küçük kraliçeler biriktirirken avcumda

hırçın genç kızlarım öldürmüş asilliğimi..

bilmezler ki 

                 sarı tarlalarda koşan çocuk hayalleriydim ben

oysa dünya yalan söylermiş bana

koşmak değilmiş özgürlük



yenilirmişim sonsuz özgürlüğümde

                           güçlü sanırken kendimi nefessizce yığılırmışım bir adım daha koşamadan

meğer olduğum yerde debelenirmişim

                           hırçın kızla asil kraliçe arasıymış o tarlalar



debelendiğim bitiremediğim uzun yollar....



işte öyle

adını koymaya çalışırken hayatın

                                        herkesten başka olsun diye devrik cümlelere sığdırdığım

sözlüklere bakmadan anlamlandırdığım,  sakındığım


becerememişim

küçülmüşüm

güçsüzmüşüm



bilmezler ki ...



Myk

yaşlandım anne

    

   daha hiçbir şey öğrenemeden belki


bir cenin kadar yeni bakıyorum hayata

elim ayağım tutmuyor gördüklerimden..



           zaman diye bir yala uydurmuştum yolculuğuma

insancıklar biriktirip avuçlarımda

elim yandığında gömüyorum oysa

acı çığlıklara aldırmadan..... 



        gözleri dolu dolu bakan bir demir gibi

     burnumla alnım arasındaki iki boşluk

durmadan yağmur yağıyor içime

kendi yitirilişime

tenimin ruhumu öldürüşüne



dokunan ellere

küfrediyor aciz yalnızlığım,dimağım

hayallerim...



Myk

6 Nisan 2010 Salı

Sen ölme desem

Sana her sabah çantamda mavi gülüşler getirsem

Oturup hayal kurduğum sandalye mavisinde

Saçlarındaki beyazlar kadar mavi

Ahh nar tanem

Gözünle konuşup

Hayat kokuyorsun ya...
             Avcun da yürümeye başladı hayallerim

Sarı salıncaklar kurardın bana
Sen gitme desem
Omzuna aldığın bin hayatları bana versen
Ben taşısam..

Gözüme yerleşip orda uyusan

Toplasak tüm çocukluğumu

Benim sana kustuğum onbirlerimi

Ve senin hatalarından ölmelerini

Hepsini toplayıp yaksak şen evimizin bahçesinde

Geri dönsek yeniden tarlalara

Ben izlesem senin koca bir çınara olan aşkını

Gölgesinden ayrılmayışını...
Çocuk sevinçlerinle ev yapışlarımızı
Sınırsızca kentler kurup zengin olmadan tüketmeden
                       Hayatı
Yine ağaçlar dikerek
Kendi elinle sulayarak bahçeleri
Sabahın en sabahında
Kara bir gecenin güne kaçmaya başladığı saatte
         Emeğin yollara sürse izini
        Ben hep yanında olsam

                   Hep çocukca

                                Hep haykırsam
Gitme ….


Myk

benim parmaklarımın ucunda



  sancılı doğumlarla uyanan bir anne vardı aslında


              istenmediğim bir duyarlılığın sahibi oluyordum




her sabah


gülen bir melekle ağlayan çocuklara yediriyordum  kalbimi


acıya acıyarak bakardım oysa
                               adanamadan anlıklara ..


tarih olmuş binlerce ölüme gülüp geçsem de ,


bir anlık kıpırdamayla






irkiliyorum her kapı açılışında ..


Myk
keşke bir adım daha yaklaşsaydım


             tek hücreme vurmuş bir isabetsizlik örneği yani


hani şu kör olan


her sezdiğim nesnede benim olan


ya da ölüm gibi bir yalnızlık ihtimali


                                ben sana yarın onu göndereceğim
ve bir dakikada benim olacak


kapalı bir ölüm
sen hangi rüyaya boyayacaksın o  zaman bu yalnızlığı


                           şimdi bir köşede yitirilmiş ufak bir tebessüme inat ben


her dakikamı öldürmeye meyilliyim


dün gece ganj da gezinirken


bilmeden savurdun külümü çünkü sen


                       ......
Myk