18 Nisan 2010 Pazar

Amber İklimi...



Tutuşur ,

Zamana inat bir maviyle
Saatleri alır elimden binlerce sefayı dilime dolarcasına
Dünyasız bir hüznün  kokusu
Parmak ucu kokar oysa …

Sokaklarda gezinirdi aşk  hani hürdü
            Tene konmayacak kadar kutsal

Kadınlar yapraklarını döker amber ikliminde kızıl saçlarını bir bir
Beline dolanırım yalanca uzaktan

Desem ki
İçimde garip bir koku var
Sen bırakıp gittin bir sabah
Bana içimde olanı vermeye gelmiştin meğer

Tutuşur
Sessiz bir hüznün derin evinde

Tutuşur
Konuşmadan
Bakamadan

Oysa kokusu burnumda bu acının
Bilmez ki kimse
Suskun evlerin ellerin
Köşe başlarının çatıların
            ve de kedilerin patilerine kadar
    İşte suskunca izlenir bu trajedi

Çünkü öğretilmiştir bu sokaklar aşka
İnanca 

İçim amber iklimi
Beline dolanıp kalmışım suskunluğun

Sarı bir binadan atacak
Ben kendini
                   Suskunluk saçılacak her yere….

Myk

16 Nisan 2010 Cuma

mülteci bir ezgidir 
            
                         koynumda gezen 


hani aittik biz bana


sevincin yaslı bir ormandan kaçar 
             dahası elinde kırık bir ayna 
ah kim kabul eder bu kimsesizliği
          yaniden doğmalara bir inkar edişçe


safi ,yalnız bir iklim çocuğu 
       kaç gel !!
bana kazanacağım özgürlükler var 
içmedim ki bir yudum  sunduklarından 
         seni sevesim geldi oysa
elinde bir gümüş tepsiyle iterken seni
                uçuşunu sevdim 
bir uçurumdan 
düşüşünü,çarpışını 


uçurumlardan uçarken anlanırdı hayat 
          yoksa sarı kafeslerde doğmamış çok ruh var 


dedim ya 
            kaç gel 
bize bir ağaç altı bulsun ben 
       göğü reddetmiş bir ağaç altı 
   
salıncak kurmadan ve uyumadan 
              sabahı ağaçca yaşasak 


dedim ya 
kaç 
gel 
düş sırtları sıcak bir el bekler şimdi


mavisinden        
                      siyahına 
bize hiç söylenmemiş bir sır verecek ben...




Myk

14 Nisan 2010 Çarşamba

hep aynıydı tanrılarımız,küçük oyunlarımız


korkularımız küçüktü, düşlerimiz büyük

hayat basitti bir şeker kadar belki..

                 hepimiz çocuktuk

sonra gökyüzü büyüdü

                     büyüdü ellerimiz...



rengi değişti gökyüzünün

                             mavi ve pembe ile örtülmeyecek kadar büyümüştük,



artık ya kızdık ya erkek

bir ara hepimiz erkek olmak istedik belki ..



sonra yeni adlar buldular bize 
                                              çocuk kimliğimizin üstüne 




aynı yolda yürüyemeyecek kadar mı büyümüştük ki
                                                       aynı bahçelerde oynamıştık


yüreğimizi kocaman dağıttığımız o bahçelerden 


toplayamadık aynı sokaklara ...





hayallerimiz küçüldü biz büyüdükçe

şekerlerimiz büyüdü...

                        hayat bir oyundu oysa

aynı saflıkla yaşanacak...



Myk
                           bilmezler ki ben ölmüşüm...

küçük kraliçeler biriktirirken avcumda

hırçın genç kızlarım öldürmüş asilliğimi..

bilmezler ki 

                 sarı tarlalarda koşan çocuk hayalleriydim ben

oysa dünya yalan söylermiş bana

koşmak değilmiş özgürlük



yenilirmişim sonsuz özgürlüğümde

                           güçlü sanırken kendimi nefessizce yığılırmışım bir adım daha koşamadan

meğer olduğum yerde debelenirmişim

                           hırçın kızla asil kraliçe arasıymış o tarlalar



debelendiğim bitiremediğim uzun yollar....



işte öyle

adını koymaya çalışırken hayatın

                                        herkesten başka olsun diye devrik cümlelere sığdırdığım

sözlüklere bakmadan anlamlandırdığım,  sakındığım


becerememişim

küçülmüşüm

güçsüzmüşüm



bilmezler ki ...



Myk

yaşlandım anne

    

   daha hiçbir şey öğrenemeden belki


bir cenin kadar yeni bakıyorum hayata

elim ayağım tutmuyor gördüklerimden..



           zaman diye bir yala uydurmuştum yolculuğuma

insancıklar biriktirip avuçlarımda

elim yandığında gömüyorum oysa

acı çığlıklara aldırmadan..... 



        gözleri dolu dolu bakan bir demir gibi

     burnumla alnım arasındaki iki boşluk

durmadan yağmur yağıyor içime

kendi yitirilişime

tenimin ruhumu öldürüşüne



dokunan ellere

küfrediyor aciz yalnızlığım,dimağım

hayallerim...



Myk

6 Nisan 2010 Salı

Sen ölme desem

Sana her sabah çantamda mavi gülüşler getirsem

Oturup hayal kurduğum sandalye mavisinde

Saçlarındaki beyazlar kadar mavi

Ahh nar tanem

Gözünle konuşup

Hayat kokuyorsun ya...
             Avcun da yürümeye başladı hayallerim

Sarı salıncaklar kurardın bana
Sen gitme desem
Omzuna aldığın bin hayatları bana versen
Ben taşısam..

Gözüme yerleşip orda uyusan

Toplasak tüm çocukluğumu

Benim sana kustuğum onbirlerimi

Ve senin hatalarından ölmelerini

Hepsini toplayıp yaksak şen evimizin bahçesinde

Geri dönsek yeniden tarlalara

Ben izlesem senin koca bir çınara olan aşkını

Gölgesinden ayrılmayışını...
Çocuk sevinçlerinle ev yapışlarımızı
Sınırsızca kentler kurup zengin olmadan tüketmeden
                       Hayatı
Yine ağaçlar dikerek
Kendi elinle sulayarak bahçeleri
Sabahın en sabahında
Kara bir gecenin güne kaçmaya başladığı saatte
         Emeğin yollara sürse izini
        Ben hep yanında olsam

                   Hep çocukca

                                Hep haykırsam
Gitme ….


Myk

benim parmaklarımın ucunda



  sancılı doğumlarla uyanan bir anne vardı aslında


              istenmediğim bir duyarlılığın sahibi oluyordum




her sabah


gülen bir melekle ağlayan çocuklara yediriyordum  kalbimi


acıya acıyarak bakardım oysa
                               adanamadan anlıklara ..


tarih olmuş binlerce ölüme gülüp geçsem de ,


bir anlık kıpırdamayla






irkiliyorum her kapı açılışında ..


Myk
keşke bir adım daha yaklaşsaydım


             tek hücreme vurmuş bir isabetsizlik örneği yani


hani şu kör olan


her sezdiğim nesnede benim olan


ya da ölüm gibi bir yalnızlık ihtimali


                                ben sana yarın onu göndereceğim
ve bir dakikada benim olacak


kapalı bir ölüm
sen hangi rüyaya boyayacaksın o  zaman bu yalnızlığı


                           şimdi bir köşede yitirilmiş ufak bir tebessüme inat ben


her dakikamı öldürmeye meyilliyim


dün gece ganj da gezinirken


bilmeden savurdun külümü çünkü sen


                       ......
Myk
                                          

5 Nisan 2010 Pazartesi



kaçamak bir keder
sabahın sarı yüzü dönmeyince bu ölü şehirde

zavallı yalnızlığımı çıkarıp oturtuyorum odamın başucuna
                              bambaşka konuşuyor:
                                                                 içime ölüm kaçtı dedi

çıkmıyor..."

külümü savurdum dün gece
bak parmağımın ucunda

gidiyorum
arkamda bir hiç su döküyor yalnızığıma

                     beceriksizliğim küfür ediyor..

nasıl çıktığımı bilmiyorum evden,

dilimdeki yaraları hiç sormayın...
beynim dilimi vurmuş meğer..
bavulumda koca bir
araf....
yediğim giydiğim bir araf
cehenneme daha yakın muhtemel.

yıllardır gezindiğim bir sokak
           dilimle dilim arası yollar
sonsuza giderken "an" da büküldüğüm

merhamete kaçardı deli çocukluğum
saçından tutasım gelirdi zehir zemberek o yolları
                                                    susardım

kenar mahallenin suçlu yakışıklısıydı aklımdan çıkmayan yalnızlığım
                                özlemli,
sitemli

                                 acıydı çünkü bileşenim

mekanik mutluluğu reddedişim oldu çikolatalardan nefret edişim..
                 acı gitmenin çocuğuydu
                                          araf acının ..

dört beş kelimelik  bir yalınlığın arasında
kan kırmızısı evler yapıyordum yarın'a
                      mavi göğü delmiş de kanatır gibi...
sarı sabah kanadı kırmızıya 
hafif bir tebessümle baktı arafım yüzüme
suçluca.
              kaçtık sonra
   ikimiz...

Myk

Pastoral Anlatı



Dedim ki biter
Bana benzeyen bu pastoral anlatı
                 Biter bir yerde...
Bitirilesi başlamıştı çünkü sende
Ben öyle kahır dolu bir gece de umut olup gelmedim ki sana
Elimde bir bavul kaçaraktı yolculuğum.
Yeltenmeden son durak olmaya
Bir mola
                     Olamazdı ya...
İnanılmayan inançlarımızın kurbanı değil mi bu pastoral anlatı
Nasıl olsa harfler vardı
                               Yan yana gelince ayağı yerden kesen...
Sonra gelincik tarlaları
Papatyadan evler
Ve daha neler neler...
Dedim ya cebimizde pastoral anlatı.

Yeşil de umut mu yoktu ne
                                Ya da mavide
Kara bir kıştı ya,
Belki buydu sebebi..

Myk